21 Temmuz 2013 Pazar

Aldıklarım-Denediklerim #1 (Temmuz 2013)


Pure Beauty Super Sheer Silky Touch Spf 50 Pa +++ ; Arazi çalışmalarımız esnasında 3 derece amele yanığı olmamla ders alarak güneş kremi aramam sırasında çat diye Pure Beauty'nin yüz için yüksek korumalı krem çıkardığını öğrenmemle kendisini aldım. 23.99 gibi bir fiyatı var. Selpak mendillerden birinin kokusuna sahip ama hangisi çözemedim böyle soft kadifemsi bir kokusu var. Dokusu yağlı gibi dursada cilt emince pek birşey kalmıyor. Cilde beyazlıkta veriyor ama bu krem üstüne makyaj yapıcaksanız emilmesi için süre tanıyın çünkü iki-üç dakka içinde BB'nizi falan sürerseniz BB emilmiyor.. Severek kullanıyorum^^

Pure Beauty Super Brightening Intensive Serum ; 3 al 2 öde ile göz jeli alayım derken danışman hanımefendinin bana yanlış kutuyu vermesi ile edindiğim bir ürün. Kullanımı sabah veya gece tonik ve kremleme işlemi sonrası siyah noktaların olduğu kısımlara dairesel hareketlerle sürülmesi. Kendisi jel ve roll on u var ^^ Yanlışlıkla alsamda yıllardır bende var olan yerleşik bir siyah noktamdan kurtulmamı sağladı. Siyah nokta oluşabilen yerlere yoğun bakım amacı ile kullanıyorum.

Pure Beauty Super Brightening Gece Kremi; Serinin kremlerini almak istiyordum ilk olarak gece kreminden başlayayım dedim. Kokusunu ve dokusunu sevdim. Kullanmaya başlayalı bir ay olmadı o yüzden matlaşmaya nekadar yardımcı oldu çözemedim. İlerleyen zamanlarda yazacağım bu kremle beraber seriden almadığım 2 parça kaldı ^^


Watsons ürünlerinimi yenilemiş ambalajlarınımı yenilemiş tam çözemedim. Gerçi biz küçük çaplı bloggerlarız bize hediye gelmiyor ama yinede watsons sevgimiz aşikar ^^ Bu maskelerin hepsinden bitane aldım bu ay. Bunlar kalan son 3'ü.. 



Konu maskelerden açılmışken cildi yağlı olan,sivilce -sebum gibi sorunları olanlara önerim Rival De Loop'un Peel Off maskesi olacak. Ben 10 ar 10 ar satın alıyorum haftada bir yapıyorum. Kullanmadığım zamanlarda cildimin sorunları artabiliyor :(


Rossmann demişken güneş ürünlerinde süper indirimler vardı. 50 faktörlü kremler çocuklara üretildiğinden bende çocuk kısmından aldım payımı ^^ Diğer koruyuculara göre kat ve kat ucuz ^^ Birde ayak kremi denemek istedim.


Bu balmları duymayan kaldımı bilmiyorum. Yaz başında ballıyı almıştım memnun kalınca mentollusunude aldım. Üzümlüsü falanda var sanırım onlarda bidahaki alışverişlere artık diyorum. Mentollusu böyle çatlakları falan ortadan kısa sürede kaldırmaya yardımcı oluyor. Serinletici etkisinden ötürü böyle sıcak saatlerdede kullanıyorum. Ballısının nemlendirmesi mükemmel ^^


Watsons nasıl yenilenmiş anlamadım demiştim. Watsons'ın güneş koruculu Magic Lip Balm'ı hem ambalaj hemde içerik olarak yenilenmiş. Kendisi muz kokulu olmuş ve kapağı şeffaf iken mat pembe ambaljın aynısından olmuş. Ben Magic Lip Balm'ı çok seviyorum, ilk sürünce nereden geliyor bu muz kokusu demiştim ^^ Muz kokusu dışında bir değişiklik yok yine sürdükten bir müddet sonra pembelik veriyor ^^


Essence Floral Grunge Lip Glossları edindim. Bukadar minik beklemiyordum ama zaten çok gloss kullanmadığımdan zayi olmaz diye düşünüp aldım. Sevdim çok yapış yapış olmuyorlar ^^


Florak Grunge'ın ojelerine bayıldım. Mat ama ışıltılı hemde kocaman şişelerdeler. Ayrıcada 2.50 fiyatları mükemmel. Ancak 3 rengine erişebildim ^^ Flormarın glitter serisinin hepsini almayı planlıyordum ama standda nedense beni çekmedi denemek için sadece resimdekini aldım. Simleri kare şeklinde diye ^^
Şu pembeli ojelere gelirsek ^^ Kuzenlerimin kızlarının ilk ojelerini hep ben sürmüşümdür. O yüzden nezaman gelseler bi oje seçerler bana sürdürürler. Ceren 'de onlardan biri ama en koyu oje hastası olanı. Bize girer girmez ojesini sürer, kurutucu spreyini sıktırır ve ojelerle oynar. Ceren Sivas'a tatile gidince hep ojelerini sormuşlar oda ''Memet sürdü'' diyip durmuş. Sivas'ta Ceren'in korktuğu akrabalarından biride onu sevsin diye oje almış Ceren'e ^^ Ceren'in oje dolabı benim nasılsa oda bana getirdi ^^ 
''Membe oje sür Memet'' ^_^


Essence'in french kalemi! Kendisine bayıldım ama biraz daha ucu kalın olsa süper olurmuş ^^ Ben frenchin kalının seviyorum ^^


Ters oldu ama olsun. Saten yüz ağdasında yağlı ciltler için naneli ağda bandı çıkarmış. Ben bayıldım baya baya. 


Biliyorum aranızda ağda sonrası temizleme mendilini bitirip o ağdayı türlü yolla çıkarmaya çalışanlardansınız. Biri sonunda temizleme yağını şişelere koyup satmayı akıl etmiş. Oh be!


Frutation sağolsun fırçalarım için yeni kaplarım var artık ^^






Bad Girls/ 女孩坏坏 (2012)


Dan küçüklüğünden beri kadınlara eziyet eden erkeklerin karşısında durmayı vazife edinmiş erkek gibi bir hatundur. Öyleki kendinden hoşlanan çocuğu bir yumruğu ile uluslarası seyahete yollamaktan çekinmez. Dan'in en büyük tutkusu ekmek yemektir ve 2 sınıf arkadaşı ile Bad Girls grubunu kurmuştur.



Dan evlatlık olduğundan babası ona üzülmesin-kırılmasın kendini korusun diye Kung-fu öğretmiştir. Dan'in kendinden küçük bir kızkardeşide vardır.

Birgün Dan'in bulunduğu liseye bir çekim ekibi gelir ve Dan kızkardeşinin kovalarken seti birbirine katıp başroldeki kızceyzi yaralar. Filmin yakışıklı başrol oyuncusu Justin ise Dan'in başrolu oynaması için yönetmeni ikna eder.Bakalım birbirinden tamamen farklı bu iki genç arasındaki ilişki nasıl şekillenecektir.



Buraya kadar özetini verdim şimdide naçizane fikrimi paylaşayım.

Açıkcası filmi Mike He'nin güzel yüzü hatrına izledim. Romantizm neredeyse sıfır,espriler vasat,senaryo klişe ve daha bir sürü şey. Doğru düzgün romantizm söz konusu değil, başroldeki kızın oyunculuk yeteneği yerlerde ve of daha anlatmak istemediğim bi ton şey işte.

Ellerin fırıncısı Kim Tak Goo , Mike He bizde Rizeli fırıncılar diyor isyanımıda ekliyorum gençler. Alakası yok ama olsun yinede dinleyiniz;




19 Temmuz 2013 Cuma

Hey! Kareli Mirkelam Pantolonu Olan Çocuklar? Nerelerdesiniz?


Bugünlerde hayat benim için nekadar hızlı geçiyorsa okadar da eğlenceli geçiyor aziz dostlarım bilmenizi isterim. Twitterdan bildiğiniz üzere ramazan boyunca çok konuşmayağım dediysemde sözümü bir tweet atma konusund tuttum :)

Blogger olup bumerang networku bilmiyeniniz yok heralde :) Geçenlerde sevgili kaarşim Bırcı ile bir Mirkelam pantolonu geyiğimiz olmuştu. Çok geçmedi bumerang güzel bir haberle biz bloggerları sevindirdi. Ben ve 10 blogger arkadaşım Mirkelam'ın 7 yıllık uzun bir ara sonrası yayınlayacağı ''Denizin Arka Yüzü'' albümünü sizlerden önce dinleyerek Mirkelam'la samimi bir sohbet fırsatı bulduk.



Öncelikle albüm lansmanı düşünülsede gezi olayları nedeniyle lansman iptal edilmiş. Kısmet bize ise demek ki :)

Albüm 10 şarkıdan oluşuyor. Şarkıların sırasına göre belli bir ruhani dönem anlatılıyor. Bir adam bir kadını seviyor,evlenmek istiyor evlenemiyor,sonra üzülüyor,sonra biraz dışarı çıkıp hayata katılıyor,sonra tekrar seviyor ve sonra birazda deliriyor. Sırayı yanlış yazmış olabilirim çünkü şarkıların büyüsü ve Mirkelam'ın hoş sohbeti ile aklıma yanlış kazımış olabilirim :)



Albüm 1 Ağustos'ta raflardaki yerini alacak ama 1 Ağustos'a kadar birçok teaser daha yayınlanacak. 

Albümün ilk iki teaserından aşağı yukarı fikir edindiğinizi düşünebilirsiniz ama açıkcası denizin arka yüzü daha masalsı ve daha güzel. Söyleşi çıkışı bile şu güzel bu güzel tartışması yaşadık. Ambulans,Yok ve Elektrik isimli şarkıları benim ilk olarak kalbime kazınanlar. Albüm konsepti ile bile sizi sizden alacaktır bence. Mirkelam'ın daha önceki albümlerinde işlediği Funk motifler yine mevcut ama ek olarak albümün 5. şarkısından sonra gelen elektronik ritimlerde mevcut. Yine herzamanki gibi zamanın ötesinde bir müzikalite mevcut.


Mirkelam albümünü bize anlatırken masalsı bir anlatım ile bir müzikal ortaya koymak istediğini söyledi. Hatta bu albümü müzikal olarak çıkarmak istediğini söyledi. Ama asıl bomba Mirkelam beyin menejeri Süheyl beyden geldi. Eğer biz bir müzikal yaparsak siz bloggerlar 12 kişilik bir alt fikir grubu olurmusunuz dediler bize. Blogger arkadaşların gözündeki ışıltıya şahidim ki; benim aklıma hayalime gelmeyecek bir durumdu.

Hiç kronolojik yazmadım biliyorum ama biliyorsunuzki karman çorman anlatmakta benim tarzım :) Ev sahibi Sae Enstitüsünün studyolarına ve eğitim olanaklarına bayıldım. Belki sahnelerdeki eski Demet olsaydı bütün hayat planını değiştirmişti ama gel gör ki artık ben anlaşmalı bir peyzaj mimarıyım:)

Konumuza dönersek Mirkelam beyin hoş sohbeti samimiyeti karşısında dumur olup konuşamadığımı da belirtmek isterim. Mesela hepimizin tek tek elini sıkıp hoşgeldiniz demesi, geçmişe dair anılarını samimi hislerle paylaşması gibi hususlar kafamdaki sempatik algıyı katladı-artırdı diyebilirim. Hatta kendisine sitem bile ettim. 'Hem romantik hem komik adam olarak benim yaşıtım kızların kriterlerini artırdınız ayıp değil mi'' diyemesemde sizin gibi birini bulmak neden zor dedim :) Ehehe :) 




Mirkelam'ın resmi facebook hesabı; https://www.facebook.com/mirkelamfergan

Benimle aynı saatleri paylaşan blogger arkadaşlarımdan Dilimin Ayarı Yok'un ve Sadece Müzik'in yazısı buralara biryerlere tıklayabilirsiniz.
Bi ben kötü çıksamda olsun du :) 

Ay yine bölük pörçük oldu ama bumerang ekibide çok tatlılar bence diyorum ve ;

Belki Mirkelam pantolonlarımızı giyemeyecek kadar büyüdük ama hala Mirkelam dinlemek bizim için bir buluşma noktası gençler. İlk elden haberi benden kaptınız hadi gene iyisiniz ehehehe ^^




14 Temmuz 2013 Pazar

Okuduklarım-İzlediklerim #1 (Haziran 2013)


Stratis Mirivilis-Mezarda Hayat: Andon Kostulas adlı bir Yunan askerinin Balkan savaşları esnasında sevgilisine yazdığı mektuplardan oluşuyor kitap. Ben bitirmeyeceğim diye altını çize çize okudum. Savaş karşıtı edebiyatın en önemli eserlerinden biri sayılıyormuş. Anlatımı çarpıcı. Okurken çok kez gözlerim doldu. Nitekim sonu ile bile içinizi bir hoş etmeye yeter.

Eva Demski- Sözde Ölüm: 2 yıl önce ayrıldığı ama türlü nedenlerle kopamadığı avukat kocasını kaybeden bir kadının eşinin ölümündeki sır perdesini aralamaya çalışırken bir yandanda cenaze ve ölümün getirdiği hislerle uğraşışını konu alıyor kitap. Duyguların tanımlanması konusunda eşsiz bir ziyafet içeriyor diyebilirim ben okurken baya keyif aldım.

Osman Şahin-Sonuncu İz: 1915 yılında Ermeni Köyü Kuçu'dan çeşitli şekillerde ayrılan Ermeni'lerden biri olan Lusik'in yaşam öyküsünü dönemin koşullarınıda inceleyerek ele alıyor bu kitap. 1915 olaylarını merakımdan almıştım. Bazı kısımlarında kendimi çok suçlu ve mutsuz hissettim. Okumasını kesinlikle öneririm.

David Vann-Caribou Adası: Gary ve İrene adlı bir çiftin 30 yıllık modern hayatlarını bir kenara bırakıp Alaska'nın buzul göllerinden birindeki Caibou Adasında bir kulube inşaa ederek yaşamalarını anlatıyor kitap. Bana anlatım tarzı çok soğuk ve itici geldiğinden zor bitirdim.

Şebnem Şenyener-30 Şubat (Bir Gülme Salgınını Romanı): Afsana Sehavet küçüklüğünden beri uyuduğu en kısa zaman dilimlerinde bile rüyalar gören bir kadındır. Kızı ise rüya görememe hastalığına yakalanmıştır. Böylesine farklı iki insanın bulunduğu şehirde ise bir gülme salgını vardır. Hayat ölümle başlar gibi derin cümlelerle çeşitli duyguların irdelendiği bir kitap. 

Susanna Tamaro-Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar: Sussanna Tamaro'nun 20 li yaşlarda 1 yıl boyunca hayali mektuplaşmasını konu alıyor kitap. Kitap boyunca Sussanna'nın hayatından güzel parçalar verilmiş olsada kitap boyunca Sussanna'nın kıza ''Yüreğini Götürdüğün Yere Git '' kitabımdada yazdığım gibi kelime öbeği ile başlayan cümleleri neredeyse her mektupta kullanması dışında çok güzel bir kitap. Kitap ; Sussanna Tamaro'nun İtalya'nın bir köyünde kendi sebzelerini yetiştirdiği bir dağ köyünde doğa ile iç içe olan yaşamına hülyalarımıza çakıp kaçıyor.

Yukio Mişima-Bir Maskenin İtirafları: Güzel kaarşim Burcu'nun istememle şak diyerek yolladığı bu güzide eser esasen yeraltı edebiyatı serisinde olmalıydı diyorum. Bir ergenin kan,cinsellik, ruh ve beden gibi konular üzerinde yoğunlaştığı karanlık ama etkileyici bir kitap. Yukio Mişima yaşantısı ilede de araştırılmaya değer biri , ki kitabını kesinlikle okuyun.

Linn Ullmann-Stella Düşerken: Oslo'da yaşayan Stella adlı bir kadının eşi ile çıktığı bir çatıdan düşüp ölmesi sonucu Stella'nın ardında kalanların Stella'nın ölümü ve yaşantısı hakkında düşünceleri üzerinden ilerleyen bir kitap. Eşi Martin ile çılgın oyunlar oynayan Stella çatıdan düşmüşmüdür kocası tarafından itilmişmidir? Kitabı yeni elime aldım ama bu aya ekleyeyim dedim ^^


Bahar'ın Bez-Cadilari'nda tanıtımını yaptığı Plump Revolutoin'ı izledim. Naif bir film esprili komik yanlarıda var. Ama romantik sahneleri çoğaltsaydınız gözünüzmü düşerdi lan! 


Nine Time Travelling'i izliyorum bu ara. 10. bölüme geldim sanırım. Konusu kısaca: Kore'nin önde gelen haber bültenlerinden birinin sunan Park Sun Woo yıllar önce doktor olan babasını kaybetmiştir. Babasının ölümü sonrası babasının sahip olduğu hastane başka bir doktorun eline geçmiş ve Sun Wo'nun annesi ve abisi delirmiştir. Annesi bir hastanede yatarken abisinin akıbetini bilmemektedir Sun Woo. Birgün abisinin Himalayalarda öldüğü haberini alır. Sonra abisinin notlarından abisinin oraya zamanda geriye götüren tütsüleri bulmaya gittiğini öğrenir ve tütsülerin peşine düşer. 9 kere zamanda yolculuk yapacak olan Sun Woo babasının ölümünü,annesine ve abisine olanları çözebilecek midir? Acaba daha güzel bir hayat mümkün müdür?

Dip Not: Diziyi ayrıca tanıtacağım.


Hentai Ouji to Warawanai Neko'yu izliyorum. Adı Hentai ama öyle içinde pis içerik henüz yok. Cinsellikle alakalı çok fazla espri var ama bence adult sayılmaz içerik olarak. Konusu şu: Yokodere lise öğrenciliğinin yanı sıra iflah olmaz bir sapıktır. Öyleki sallanan memeleri-mayolu kızları görmek için koşu takımına yazılmıştır. Yerleri öyle parlak cilalıyordurki bu titiz bir öğrenci oluşundan değil fayanstan kızların etek altı yansımasını izlemek istediğindendir :) Ama Yokodera bukadar sapıkken komik derecede utangaçtır. Birgün bu sapık duygularından ve utangaçlığından kurtulmak adına Gülmeyen Kedi heykeline gider ve yastığı Barbarayı sunarak dua eder. O gece Yokodera ile dua etmeye giden bir başkasıda vardır ve olaylar gelişir ^^ 
Dip Not: Bunu da ayrı olarak tanıtacağım ^^

Unutmadan biletimi aldım umarım konsere gitmem hususunda ekstra bir sıkıntı çıkmaz :)







12 Temmuz 2013 Cuma

Başlıksız Bunalma #1

Ciddi manada yoruldum. Ama fiziksel olarak kesinlikle değil. Yani psikolojik manada bu durum. Öyleki bıçağı elime alacak olursam tek hamlede kafasını omuzlarından ayırmak istediğim banko 10 kişi var.

Şuan herkes Music Bank biletleri mevzusunda alanlar alamayanlar. Bense eski patronumun 6 aylık maaşımı olarak gördüğü 1500 liradan kalan 500 liramı bekliyorum. Bekliyorumki yollasın. Dün yollayacağını söylemişti ama bugün mesajlarım yanızsız, aramalarım cevapsız.

Anlamıyorum. İşten çıktım ve toplamda 3500 lira almam gerekirken bana şöyle bir mesaj attı kalan 1500 liranı haftaya yollayacağım.. İç edilen 2000 liramı geçtim diyelim hadi. Kalan 1500 liramın üzerinden 2 ay geçti. Onlarıda geçtim. Bunu bana yapan kişi çok sevdiğim bir ablamdı. Biraz uzaktan akrabalık ilişkimizde var anladığınız üzere. Ben parayı vermemesine değil de bu tip küçük hesaplarla laflarla beni kırıyor olmasına takılıyorum. En başından veremeyeceğini söylese eyvallah der geçer giderdim. Ama arsızca 6 ay çalışmış birine kalan 1500 gibi bir cümle ile dayatma yapmak çok terbiyesizce.

Bilet alabilecekmiyim hiç bilmiyorum. Ama şu sessiz ramazan gününde birileri hakkında böyle yazıyor olmak bile koyuyor onu biliyorum. İnsanlardan uzaklaşmam gerektiğinin farkındayım.

Yinede gelip bloga içimi dökmek güzel geliyor bana.